Israrcı Çocuk (Dilek Yalçın Şubat-2019)

     Ben Görmedim, Çocuğum Görsün

Günümüzde ebeveynlerden en çok duyduğum sözlerden biri  ‘Ama herkesin var’, ’Çocuk özeniyor’, ‘Okulda arkadaşlarının arasında mahcup mu olsun?’  Yaklaşımı ile anne babalar, aslında kendilerine ait bakış açısını ‘özenmek’, ‘mahcup olmak’, ‘herkesin var onunda olsun şeklinde ifade ediyorlar. Çocuklarına hayır demeyen, anneler/babalar aslında bunu kendileri için yapıyorlar ve bu sayede ya çocuklukların da yapamadıklarını bu sayede elde ediyorlar ya da çocuklarına yeterince vakit ayıramamanın vicdan yükünü maddesel şeylerle telafi etmeye çalışıyorlar.

Ben görmedim çocuğum görsün ebeveynleri; Çocuğa özgür bir ortam yaratma isteğiyle, ben merkezci, başına buyruk çocuklar yetiştirirler. Bizim zamanımızda yoktu ben yaşayamadım çocuğum yaşasın anlayışında genel bir denetimsizlik vardır. Ne yazık ki bu anlayışta sınır koymayı ihmal ettiklerinden, çocuk sınırlarını özgürlükle kendi belirlemektedir. Ebeveynlik rolüne eline alan çocuklar evin kontrol ve düzenini de yönetmeye başlıyorlar. Çocuk istemiyor diye kimse odadaki o koltuğa oturmuyor, dışarı çıkılacaksa ve çocuğun dediği yere gidiliyor, günün hatta her şeyin planı onun istediğine göre oluyor. Ve anne baba böyle davranarak onu mutlu ettiğini düşünüyor. Bu ufak gibi gözüken detaylarda çocuğa verdiğimiz kontrol bizim ebeveynliğimizi yavaş yavaş ona geçirdiğimizi gösteriyor. Çatışma ve problem anlarında kontrol edemediğimiz ve bu çocuk beni hiç dinlemez hep kendi dediği yapılacak sonucuna varılıyor. Sonuç olarak çocuklarımızın davranış ve problemlerini değerlendirirken ilk önce süzgeçten kendi ebeveynliğimizi geçirmemiz gerekiyor.

Israrcı çocuğa nasıl davranmalı ?

Bir çocuk istediği bir şeyi elde emek için bıkmadan usanmadan ısrar edebilir. Bunu en yakından bilenler ise tabii ki anne ve babalardır. Peki çocuğunuzun çoğunlukla sıkıntı veren bu davranışını önleyebilmenin yolu var mı? Yanıtı yazımızda…

Çocukların istediğini alana kadar ısrarla aynı şeyi sorması ve mızmızlanması aslında öğrenilen bir davranıştır ve bu her yaşta öğrenilebilir. Anne ve baba eğer zayıf bir anında, çocuklarının ısrarının ardından geç yatmalarına izin verirse, işte o anda bu davranış öğrenilir. Ve çocuklar bunu tekrarlamaya başlayabilir.

Ancak her öğrenilen davranış gibi çocukların ısrarı ve mızmızlığı da engellenebilir. Aslında bu üç kelime ile engellenebilir: “Soru ve Yanıt”

Konsept aslında çok basit. Küçük çocuğunuz evin bahçesinde büyük bir çukur kazmak istediğinde “hayır” cevabı alacaktır. Ancak aynı şeyi beş dakika sonra büyük olasılıkla yeniden soracaktır. Üstelik bu kez bütün şirinliğini üzerine takınıp lütfen” ifadesini de ekleyecektir. Bu dönemde kendinizi tekrar etmek ya da çocuğunuza bir nutuk atmak yerine çocuğunuzun gözlerine bakın ve şu yöntemi tekrarlayın:

1. Adım: Ona “Soru ve Yanıt oyununu duydun mu?” diye sorun. Büyük olasılıkla “hayır” cevabını verecektir.

2. Adım: Ona bu kez, “Bana çukur kazıp kazamayacağınla ilgili bir soru sordun mu?” diye sorun. Bunu cevabı “evet” olacaktır.

3. Adım: Bu kez “Bu soruya yanıt verdim mi?” diye sorun. “Evet, ama…” diye devam edecektir.

4. Adım: Çocuğunuza bu kez “Sence aynı soruyu tekrar tekrar sorduğunda fikrini değiştirecek birine benziyor muyum?” diye sorun. Bunun üzerine çocuğunuz büyük olasılıkla somurtacak, bozulacak ve yanınızdan ayrılacaktır.

5. Adım: Eğer bir kez daha aynı soruyu sorarsa, sakin bir şekilde, “Sordun ve yanıtını aldın” diye yanıt verin. Bunun haricinde başka hiçbir kelimeye gerek yok.

Bu tekniği uygulamaya başladığınızda, çocuğunuzdan gelecek ısrarlı sorulara vereceğiniz yanıtlar sadece bu sözcükler olmalı. Burada istikrarlı ve ısrarlı olmak anahtar konumundadır. Mızmızlık yapan ve ısrarla aynı soruya soran çocuğunuzla “Soru ve Yanıt” oyunu oynamaya karar verirseniz bunu aslı unutmayın.

İnatçı çocukla başa çıkmanın yolları

Çocuklar hep bir şeyler ister, anne-babalar ise kimi zaman onlara ya izin vermez  

ya da kendi istediklerini yaptırma konusunda ısrar ederler. Oysa çocuklarda görülen inatçılık çoğu zaman doğal bir davranış ve gelişimsel bir özelliktir.  

Birçok ailede yaşanan örneklerden biri sadece bu. Çocuklar hep bir şeyler ister, anne-babalar ise kimi zaman onlara ya izin vermezler ya da kendi istediklerini yapmaları konusunda ısrar ederler. Çocuğun inatlaşmasına karşı bir inatlaşma ile cevap verirler ve bir şekilde onları yenmeye çalışırlar. Genellikle de bu süreç bir krize dönüşür ve sonunda taraflardan biri kazanır, diğeri kaybeder.

Çocukların inatçılık yapması doğal mıdır?

Çocuklarda görülen inatçılık çoğu zaman doğal bir davranıştır. Hayatın iki döneminde inatçılık gelişimsel bir özellik olarak karşımıza çıkar: Okul öncesi dönem ve ergenlik dönemi. Çocukların inatlaşması bir anlamda kişilik gelişiminin itici gücüdür. İnatlaşan çocuğun çevresine verdiği mesaj, “Ben senden ayrı biriyim, özgürüm, kendi isteklerimi yapabilirim” şeklindedir. Bir anlamda çocuk inatlaşarak, çevresindeki insanlardan kendini ayrıştırır ve kişilik sınırlarını çizer. Diyebiliriz ki, gelişimsel sınırlar içerisinde inatlaşan çocuklar, gelecekte kendi ayakları üzerinde duran, kendine yetebilen ve başkalarının güdümünde davranmayıp kendi kararlarını verebilen yetişkinler olurlar. 

Ancak, yaş düzeyinden beklenenin çok üstünde inatlaşan ve hiçbir şekilde ikna edilemeyen, bütün isteklerini inatlaşarak ifade eden çocuklar için ayrıca gözlemler yapılması gerektiğini de söyleyebiliriz.

Çocukların inatçılığı nasıl yönetilebilir?

Peki çocuklardaki inatçılık, onları örselemeden nasıl yönetilebilir? Anne-babalar için en kritik sorulardan biri budur. Bunun için birkaç önerimiz var:

İnatlaşmayı tetikleyecek davranışlarda bulunmayın

Yaş dönemi özellikleri dikkate alınarak, çocuklardan sürekli bir şeyler yapmasını istememek gerekir. Anne-babalar, sık sık çocuktan yaptığı faaliyeti göstermesini, şarkı söylemesini, yaşadığı bir olayı anlatmasını isterler. Bu elbette doğaldır. Ancak, bu tür isteklerini dile getirirken ısrarcı olup zorlamak inatlaşma sonucunu doğurabilir. Bu tür istekleri dile getirdikten sonra çocuk istemiyorsa zorlamamak gerekir.

İsteğini uzatmadan yerine getirin 

Birçok anne-baba, çocuğun uygun olmayan isteklerine önce hayır derler; ancak çocuk ısrar edince bir süre sonra evet derler. Bu tutarsız yaklaşım, çocuğun bir sonraki isteğinde inatlaşmasını daha da abartmasına yol açar. O nedenle, eğer eninde sonunda evet denecekse, en baştan çocuğun isteğini yerine getirmek daha doğrudur. Böylece inatçılık davranışı pekiştirilmemiş olur.

Emir vererek konuşmayın

Çocuklara hitap ederken mümkün olduğunca “getir, yap, göster, yaz” gibi emir ifadelerini kullanmamak gerekir. Emir ifadeleri, hangi yaşta olursak olalım, egomuza atılmış yumruk gibidir. Rahatsız edicidir ve olumsuz duyguları harekete geçirir. Bunun yerine “getirir misin, yapar mısın, gösterir misin, yazmak ister misin” gibi ifadeler daha etkili sonuçlar verir.

“Hayır!” sözcüğünü kullanmadan hayır deyin

 Çocuklarla iletişim kurarken, “Hayır!” sözcüğünü kullanmadan hayır demeyi öğrenmek gerekir. Çocuk dışarıya çıkmak istediğinde, “Hayır! Şimdi dışarıya çıkamazsın” demek yerine, “İstersen şimdi dışarıya çıkmak yerine odandaki oyuncaklarla oynayabilirsin” demek daha etkili bir konuşma biçimidir.

İnatçı çocuk ile baş etmenin 10 temel yolu

Çocuk ergenliği de denilen ‘İnat Dönemi’ 2-4 yaş aralığında görülen genellikle çocukların ısrarcı bir tutum izlediği, kendi bildiğini okuduğu, iletişim kurmakta güçlük çektiği ve istediği şeyi elde etmek için sürekli ağlama nöbetleri geçirdiği bir dönemdir. Bu evre çocukların bağımsız olduklarını farketmeye başladıkları ve yoğun kimlik savaşı verdikleri çeşitli zorluklar eşliğinde ilerleyen bir yapıdadır. Genel tabloya bakıldığında; çocuğun kimlik gelişimi açısından önemli kazanımlar elde ettiği sağlıklı bir süreçtir. Süreci olumsuz kılan; işlevsel olmayan ebeveyn tutumlarıdır. Çocuklarda 18-30 ay arası bir sürede gelişen inatlaşma hali; ilk 3 sene içersinde belki de en zor, en heyecanlı ve en farklı tecrübeleri edinmenizi sağlayacak ve pek çok duyguyu aynı anda yaşamanıza neden olacak bir yapıdadır. Çocuklar inat dönemiinde her söylediğinize hayır diyerek kendi bağımsızlıklarını ve güçlerini sınamak ve size ne kadar önemli olduklarını göstermek için sınırlarınızı zorlarlar. Dil gelişiminin hızlanmaya başladığı, çocuğun duygu, düşünceler ve olaylar arasında bağlantılar kurmaya başladığı bu dönem uzun vaadede çeşitli kazanımlar edinmesini sağlamaktadır. Artık yavaş yavaş duygu ve düşüncelerini ifade etmeye başlayan çocuk her istediğinin gerçekleşmediğinin farkına varır. Bu engellenme çocuğun tepkisel davranmasına ve aile içi iletişimin aksamasına sebep olabilir. Kararlı ve tutarlı anne baba yaklaşımları ile çocuk; hem her istediğinin olamayacağını ve isteklerini erteleyebilmeyi hem de problem çözme ve çözüm üretme becerilerini geliştirir.

Bu dönemi sağlıklı geçirebilmenin püf noktaları;

1- Kararlı ve İstikrarlı olun. Ebeveynler çocuklarına kararlı olduklarını ispatlamalı ve tutarlı davranışlar sergilemeli, bununla beraber babanın da sürece aktif dahil edildiği paralel yaklaşımlar gösterilmelidir.

2- Çocuk öfke nöbetleri geçirdiğinde dikkatini farklı yöne çekmeye çalışmalı ya da yapmaktan hoşlandığı bir kaç durum alternatif olarak sunulmalıdır.

3- “Hayır!” kelimesi olabildiğince az tekrarlanmalıdır. Örneğin “Hayır vazoyu kırma!” demek yerine “Vazoyu kırmayacağını biliyorum” gibi işlevsel cümleler kurulmalıdır.

4- Çocuk kendi başına yapmak istedikleri konusunda desteklenmelidir. (Yemek yemek ve kendi kıyafetini seçmek gibi)

5- Çocuk bu evrede olabildiğince iyi gözlemlenmeli ve inadını körükleyecek her hangi bir söylemde bulunulmamalıdır.

6- Kalabalık bir yerde tutturma, inat ve huysuzluk davranışları ortaya çıktığında, ebeveynler insanların kendilerine baktığını düşünülerek geri adım atmamalı, bulunan ortamdan uzaklaşmalıdır. (“Sakinleşene kadar arabada bekleyeceğiz.”)

7- Çocuk herhangi bir konuda inatlaştığında problemi gidermek adına ilgi gösterilmemeli tam tersi çocuk sakinleştiği zaman yakınlaşmalı ve ilgi gösterilmelidir.

8- Çocuğa zaman zaman yaşı ve motor becerileri göz önünde bulundurularak çeşitli görevler verilmeli ve sonrasında süreç takip edilmelidir.

9- Çocuklara emir cümleleri yerine soru cümleleri ile yaklaşılmalıdır. “Hemen gel!” demek yerine “Anne çağırınca ne yapıyorduk?” gibi. 

10- Eğer problem eksilmeden, şiddetlenerek devam ediyorsa bir uzmandan yardım almalısınız.

Çocuklar neden azla yetinmez, çokla mutlu olmaz?

Sürekli talepte bulunan çocukların ve “hayır” diyemeyen ebeveynlerin sorunu nedir?

‘’Anne şu oyuncağı alsana.’’ ‘’ Tamam oğlum.’’ ‘’Baba dondurma istiyorum.’’ ‘’Alalım kızım.’’ Bu gibi diyaloglara günlük yaşantımızda pek çok kez şahit olmuşuzdur. Günümüz ebeveynleri çocuklarına ‘’hayır’’, ‘’olmaz’’ demekten kaçınır vaziyetteler. ‘’Hayır’’ kelimesinin ebeveynler tarafından çocuklarda travma etkisi yaratabileceği düşünülmektedir.  Hal böyle olunca aileler çocuklarla olan ilişkilerinde yenik duruma düşmüş oluyor.

 
‘’Hayır Diyememe’’

Ebeveynler doğal olarak çocuklarının her istediklerini yapmak istemektedirler. Özellikle günümüzdeki anne – baba figürü ‘’Aman çocuğum bir şeyden eksik kalmasın, mahcup duruma düşmesin’’ düşüncesiyle hareket etmektedir. Ama bunun bir sınırı olmalıdır. Aileler, çocuklarına ‘’hayır’’ kelimesinin kötü bir şey olmadığını aşılamalıdır. Eğeranne –baba, çocuğunun isteklerine karşı sınırını çizemez veya verici olmaya devam ederse o zaman çocuğuna söz geçiremez hale gelebilir.

Aile, çocuk üzerinde otoritesini iyi ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde ‘’hayır’’ demeli ve çocuğunu bu duruma alıştırmalıdır. İlk başlarda zorluklar yaşansa da adım adım ilerleme kaydedilerek çocuğun bu duruma adapte olması sağlanmalıdır.Bir diğer önemli nokta ise anne ve babanın çocuğuna karşı sergilediği tavırlarda tutarlılık olmasıdır. Birinin ‘’evet’’ veya ‘’tamam’’ dediğine, diğer ebeveynin de uyması gerekmektedir. Çocuğun, yakın akrabalar veya arkadaşlar tarafından şımartılmasının önüne geçilmelidir. Yani ebeveynler çocuk üzerinde bir kontrol mekanizması kurmalıdır.
    
Çocuklarda ‘’doyumsuzluk’’

Çocuklarda görülen doyumsuzluk, genellikle anne – baba tutumundan kaynaklanmaktadır. Günümüzde ebeveynler çocuklarına gerektiğinden fazla duyarlı davranmaktadır. Hatta bu durum aşırıya kaçarak, çocuklarda ‘’sınırsız olma’’, ‘’rahata alışma’’ gibi davranışlara yol açmaktadır. Aile, ilk olarak şunu kabul etmelidir; her çocuk doyumsuzdur. Fakat bu doyumsuzluğu aile içi sınırlamalar ve kurallar koyarak ortadan kaldırabiliriz. Böylece çocuk doyumsuz olmaktan ziyade mutlu olmuş olur.

Tabi ki her çocuğun çocukluğunu yaşamaya ve bu kısıtlı zamanın tadını çıkarmaya hakkı vardır. Çocuklar sürekli bir şeyler ister. Fakat istediği her şeyin ailesi tarafından anında yapıldığını fark eden çocuklar da azla yetinememe durumu gözlenmektedir.  Çocuklar belirli bir yaştan itibaren isteklerini bilinçli olarak ifade etmeye başlıyorlar ve bu isteklerinin 
anne – baba tarafından kabul gördüğünü anlıyorlar. İlerleyen zamanlarda çocuklar isteklerini hep yükseklere çıkartıyorlar. Çünkü onların da bilinçaltlarında ‘’ne istersem yapılıyor’’ düşüncesi olduğundan belli bir zaman sonra çocuklarda ‘’doyumsuzluklar’’ gözlemleniyor. Bu durum neticesinde çocuklarda ‘’azla yetinememe’’ ‘’doyumsuzluk’’ gibi olumsuz davranışlar oluşmaya başlıyor.


Ebeveynlerin Ne Yapması Gerekir?

•    Ailenin ilk olarak, çocuğa alınan bir şeyin aslında bir emek ve para karşılığı alındığını öğretmesi gerekir. Böylelikle, çocukta sahip olduğu şeylerin değeri daha fazla olmuş olur. 

•    ‘’Hayır’’ kelimesine alıştırın ve o kelimeyi duyduğunda farklı davranışlara girmesini engellemeye çalışın. Ayrıca ‘’hayır’’ kelimesinin onun algıladığının aksine kötü bir şey olmadığını ve gerektiğinde başkasına da ‘’hayır’’ diyebilmesini öğretmelisiniz. 

•    Sabır etmeyi ve beklemeyi çocuklarınıza öğretin. Beklemek hayatın bir parçası ve ailenin bunu çocuğa küçük yaşlarda aşılaması gerekir. Örneğin, siz bir işle ilgilenirken  çocuğunuz sizden bir şey istediğinde, ilk önce kendi işinizi bitirin ve ondan sonra çocuğunuzla ilgilenin.

•    Çocuğun yaşına ve yapısına göre ona sorumluluklar verin. Bu sorumlulukları tamamladıktan sonra onu ödüllendirin. Böylelikle çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır.

•     Yaşamın zorluklarına karşı kendisinin mücadele etmesi gerektiğini öğretin. Eğer her zorluk karşısında ebeveyn olarak yardım ederseniz ilerleyen yıllarda güçsüz bir birey olarak yetişecektir.
•    Çocuğunuza azla yetinmesi gerektiğini öğretin. Çocuk kendi dünyasında azla mutlu olmaya zamanla alışmış olacaktır.

•    Takdirin ve ödülün dozunu iyi ayarlayın. Çocuk, yaptığı olumlu bir davranış veya derslerindeki başarıdan sonra gerektiğinden fazla takdir görürse bu çocuğa olumsuz yansır.

•    Cezadan mümkün olduğunca uzak durun ve çocuğunuzu kurallarla hapsetmeyin.

•    Son olarak, çocuğunuzla sürekli iletişim halinde olun ve onun istediği bir şeyi hemen kestirip atmak yerine orta yol bulmaya çalışın.

Anne- baba olarak yapacağınız en önemli adım, aldığınız karara sadık kalabilmektir. Ebeveynlerden biri çocuğa “hayır” dediğinde diğer ebeveyn  “evet”  dememeli. Eğer birbirinden farklı tavırlar sergilenirse, otorite bozulur ve çocuk kaygı yaşar. Bu kez çocuk sözünü geçirdiği ebeveyni seçerek olumsuz isteme davranışını tek taraflı olarak sürdürmeye devam eder. Yani anne ya da babadan hangisi tavizkar davranırsa, çocuk ondan isteye devam edecek ve böylece çocuktaki kalıcı davranış değişikliği tamamen sağlanamayacaktır. Aynı şey akrabalar, büyükanne ve büyükbabalar için de geçerlidir. Aile, başlattığı bu mücadeleyi çevresindekilere ve akrabalarına da aktarıp aynı duyarlılığı beklediğini ifade ederse çok daha kısa sürede ve çok daha net başarılı sonuçlar elde edecektir.

Dilek Yalçın

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni

Özel Şirince Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir